29 Haziran 2009 Pazartesi

133 kayıt

Ne bulmuşum 133 başlıkta yazacak kadar merak ettim. Biraz kurcaladım birazda unuttuklarımı okudum blogumda :) 

neler neler değişti,
çok şey değişti,
her şey değişti...

yazdığım çok şey var bu süre içinde, artık bloguma da aktarmalıyım, üzerinde zaman geçince okuması eğlenceli oluyormuş :)

pınar yeni ofisinden bildiriyor ve ekliyor "her şey çok çabuk değişiyor, bu çok güzel"

03 Mart 2009 Salı

Belki

Gelecek için sadece belki diyebiliriz...


belki daha iyi olacak aldığımız kararlar için kendimizi tebrik edeceğiz. Belkide yarattığımız kaos için oturup tekrar düşüneceğiz. kimse bilemez dediğim gibi gelecek için söylenebilecek tek şey belki.


Bu gün itibariyle hayatımda bir kaosu daha başlatmış bulunuyorum. Sonucu ve olabilecekler hakkında en ufak fikrim yok. Üzerimden bir yük kalktı ama yerine yenileri geldi bile. Yapılabilecek en iyi şeyleri yaptığımı düşünüyorum. 


Düzeltmek için artık çok geç ama, yeni bi şeylere başlamak için her an uygun bi zaman. 


Bloguma en son istanbul'a yerleştiğimi yazmıştım şimdi ise bir şeyleri bitirip yeni arayışlar aradığımı yazıyorum. Aslında yeni bi şeyler var ama adı yok. Yeni olan her şeyi severim kafama taktığım her şeyi yapma cesaretini toplarım.


Herkes iyi olsun

Yenilikler iyi şeyler getirsin her zaman...


* bi kurbağa kadar olaadık şu hayatta :)

06 Kasım 2008 Perşembe

yeni


yeni ev, yeni ofis, yeni eşyalar... mutluyum

04 Eylül 2008 Perşembe

bu


bunu istiyorum

ve ev

evim dediğin bir yatak bir çamaşır makinasıymış...

04 Ağustos 2008 Pazartesi

1 metrekare çim

aşağıda okuyacaklariniz uzun suredir yogun is temposundan firsat bulamamis bir grup insanin bu guzelpazar gununu nasilda saniye saniye yasadiginin bir ozetidir. Yasanilanlar tamamen gercektir. Olayin kahramanlari hayatta olmakla beraber olayin sokunu hala uslerinden atamamislardir :)

8.30 da telefon calmisti, Feyza Pinar'a kahvaltiya gelip gelmeyecegini sordu. Onceki gece 1 bucuk saatlik uykusuna ragmen 14 shut sek vodka icip sizan Pinar bu guzel teklifi reddetmeyerek gitmeye karar verdi. Sirt cantasina evdeki ivir zivirlari doldurarak cikti yola. Feyza metro cikisinda onu bekliyordu. Ikisi Mecidiyekoyde Ersin ile bulustular. 121 A otobusune binip kavacik'ta indiler.  Taksi ile Hıdiv kasrinin kapisina kadar gidip o muhtesem bahcede kısa bir yürüyüş yaptılar. Acik bufe kahvalti son 15 gundur corba ile beslenen grubun butun istahini kabartmisti. Kendilerinden gectilar ve masaada  ne varsa silip supurduler. Kahvaltilarini bitirmek uzereyken onlara  Serdar da katildi. Serdar basina geleceklerden habersiz O metrelerce uzunluktaki acik bufe kahvaltindan aldigi 3 zeytin ve 2 dilim peynir ile sandalyesine oturdu. Her sey guzel baslamisti. serdar kahvaltiya gec katilmasinin bedelini gozlugunun cikolatali krepin uzerine dusmesi ve en sevdigi gri pantolununa sicrayan 2 damla yag lekesi ile odedi :) daha sonra Sengul katildi masaya. O da basina gerleceklerden habersiz siyah sindirella elbisesi ve sipidik terlikleri ile ziplayarak masasina oturdu. 10 da geldikleri hidiv kasrinda kahvaltilari 12.30'da bitti. Kalktiktan sonra bahcede padisah erigi adini taktiklari agaclarin altinda tatli tatli yuruduler. Hava ne kadar guzeldi. Ama gun burda bitmemeli diye dusunerek bogaz manzarali super bi yamaca gidip mide spazmi gecirmeden sodalarini ictiler. Sabah kahvaltisindan sonra kac kisi soda icer bilmiyoruz. Hobbitlerin katli evlerini andiran bu ilginc kafemsi yerden 14'30 gibi kalkip ara sokaklardan salinarak kendilerini anadolu hisarindabuldular. Iskelede oturup ayaklarini denize uzattilar. Gecen vapurlari seyrettiler. Pinar vapurdakilerin saskin bakislarina aldirmadan hu huuuuu repligi ile yolculara el salladi. Bu arada dinlenirken ne yapabileceklerini dusunup kanlica yogurdu yemeye karar verip zar zor bulduklari taksi ila cinaraltina gittiler. Sekerli yogurtlarini yedikten sonra bir parca cimde uyumanin kendilerine cok iyi gelecegini dusunerek koruluga doru tirmandilar tirmandilar. Anladilarki  insanlardip dibe mangal tutturdukleri yerlere koru diyorlardi artik. Korulugu begenmediler. Korulugun karsisindqaki dinlenme yerlerini de begenmediler. Calan mumuzikten kosarak uzaklasip mezarliga girdiler.  Aradiklari bir metrekare cimdi. Olmadi bulamadilar. Insanlar her yeri ardiyeye cevirmislerdi. Yilmadilar mezarliktan yuruduler ses cikartmadan herkes baska seyler dusunuyordu muhakkak. Feyza, mezarlikta yazan bizim ismimizde olabilirdi her sey bu kadar basit iste diyerek mezarligin atmosferini dillendirdi. Oyleydi hakkaten. Mezarligin alt kapisindan cikan cim sevdalisi gencler yilmadilar. Iskeleye dogru yuruyorlardi ki Serdar'in 3 dakika sonra vapur kalkiyor cagrisina kosarak yanit verdiler ve yetistiler.  Artik vapurdaydilar. Super vapur turundan sonra Bebek te indiler. Sahilde yuruyup cim aradilar :P Ac olup olmadiklarina bi turlu karar veremeyip ab'bas waffle in onundeki kuyrugu gorerek waffle yemektende vazgectiler. Serdar Pinar i kosmak icin kandirdi ama kosmadi. Luks yatlara bakip agladilar. Bir gun Feyza'ninda midye rengi sedefli yati olacakti :) Yurudular bir metrekare cim bulma umudu hala iclerinde yaniyordu. Bogazici kampuse gitmeye karar verdiler. Artik son care o guzel ama yorucu yokusu ciktilar. Sengul acliktan bayilmak uzereydi. Bi ara Feyza'yi yemeye kalkisti :) Evet sonunda cimlere kavusan gencler en buyuk vurgunu son merdivenden ciktiklarinda gordukleri manzara ile yasadilar. Cimler sulaniyordu :)))) Hepsi o an yokolmak istedi ama gene yilmadilar. Bir parca sulanmayan  alana yayilarak bi sure dinlendiler. Bir seylere yiyip bir parca cim bulmanin sevincini yasadilar. Cinaraltinda harcadiklari o vakti dusunup kafalarini cimlardeki bok tepelerine sokmak istediler. Dinlenmislerdi. Hala enerjileri oldugunu hissediyorlardi sulu cimlerde zıplayaraktop oynadilar. dustuler kalktilar yuvarlandilar. Tisortleri pantolonlari ariel leke testinden hallice bi durumdaydi. Maci Serdar ve Pinar yendi :)  Artik butun enerjilerinin bitttigini hissedip dinlendiler. Donus yoluna cikip bir gunde ne kadar cok yer gezilebilecegini dusunduler. Aksam yemegini tantunicide bayilarak yedikten sonra 5 kisi olduklari gerekcesiyle onlari almayan taksiciye cikisip baska bir taksi buldular.

Bir metrekare cim arama sevdasina guzel bir gun gecirmislerdi. Yorulmuslardi.

o denli yorgunluğ rağmen Pinar ilik bir dustan sonra her seyi yazmak istedi bu guzel gun yazilsin hic unutulmasin istedi.

Yarin ofiste gorusuruz arkadaslar niho ha ha :)

07 Temmuz 2008 Pazartesi

Ankara'da düşünmeye vaktim oluyor.

Ankara’dayım. Nereye ait olduğuma karar vermeye çalışıyorum. Buradan hiçbir eşyamı koparıp İstanbul’a götüremiyorum. Hepsi bulundukları yere aitler çünkü. O çerçeve orada güzel…

En zayıf zamanlarımda buldun beni. Yalnızdım ve bir şeylere alışmak zorundaydım. Bu sendin, başkası da olabilirdi belki.

Babam bir şey söylediği zaman kalbimde yerini çözemediğim bi nokta titriyor. O’nu çok özlüyorum.

Eskiden hiçbir şeyi unutmazdım. Şimdi ise çabuk unutuyorum. Bana yapılan bokluklar ve hayatımda affedemeyeceğimi düşündüğüm olaylar da dahil. Bundan mutlu değilim. Bana göre, her şey normal olmamalı.

Özgürlük çok önemli bi hal. Ne kadar özgür olabilirsin ki. Ya da kimseyi düşünmeden, fütursuzca, hesap verme ihtiyacı hissetmeden yaşamak özgürlükmüdür. “Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî” bırakın özgürlüğü onu bunu kendıne nasıl hesap veriyorsun ondan bahset bana. Aynaya bakabiliyor musun mesela?

Bir gün akşama kadar çimlere yatıp geçen bulutları seyretmek istiyorum. Zor bişey değil.

E. ile gece 11’de tarabya sahiline bisiklet ile indik. Eve geldiğimizde 2 gibiydi. Zifiri karanlıkta dik yokuşlardan indik. Dönüşte çıkamadık, ama olsun süperdi. Bütün enerjimin bittiğini hissettim.

Bu gün tişörtümün içine giren minikcik bi böcek sırtımdan ve göbekimden birkaç defa ısırması sebebiyle şiştim, alerjim hortladı. Kene kabusunu yeni atlatmıştım oysaki.

Uykum geldi ve üşüdüm.

Yarın gece İstanbul’a gidiyorum.

Yoğun bir hafta beni bekler.

Bu yazıya bi fotoğraf eklemek isterdim aslında.

04 Haziran 2008 Çarşamba

ne kadar bed(!) bi gün


Hayat cesur kararlar bekler, kim ki geç kalır hayat onu cezalandırır yazıyordu. Bi yerde. Tam da bunu düşünüyordum. Daha ne olabilirdi ki? ne yapılabilirdi. Aslında istediğim buydu, yani istediğimi sandığım şey... 10 gün önce “ne kadar büyük bi boşluktayım biliyormusun” demiştim. Bildiğine ikna olmuştum. İlk defa. Hiç bir şey olmamıştı belki ama çok şey düşünmüştüm ben. Haberin yoktu. Olması da gerekmiyordu belki. Olsa ne değişirdi diye  düşünüyorum...

Cesur bir karar verdim -yani en azından ben öyle düşünüyorum- ama neden hayat beni cezanlandırdı? Şimdi ceza olarak gelse de zamanla ne kadar iyi bi durum olduğunu düşünecekmiyim acaba? Bu kadar üzüldüğüme, mutsuzluğuma kızacakmıyım. halimi anlatmayı bile beceemediğim şu zamanlarımı hatırlayıp gülebilecekmiyim?

Elimdekilerin doldurmaya yetmediği bu boşluk her gün biraz daha fazla sinirlendiriyor beni. Konuşmak istemiyorum. Bir başarısızlık daha :) Son kez buraya yazıyorum ve bırakıyorum.

 

* Unutmak hatırlamayı beslermiş.

- Nasıl yani? 

* Bilmem

- İnsan kendini şartlayamaz ki unutmalıyım unutmalıyım diye

* En azından dener ve denedikçe hatırlar, yani ne kadar çok unutmak isterse o kadar çok hatırlar belki  

- Hmm, mantıklı

* Unutmaktan da vazgeçtim o zaman